Tuesday, February 4, 2014

Bubirayrılıkyazısıdır2 (O yüzden bitişik 2)



bubirayrilikyazisidir2 o yuzden bitisik 2 1

Nerede kalmıştık? Kızımız oğlumuzun gözünün içine bakarak "bitti" demişti değil mi? Devam o halde!


Eve geldim. Sanki büyük bir parçamı kaybetmiş gibiydim. Tonlarca ağırlığın içinde çıkmıştım evden ve tonlarca ağırlığın altından sıyrılıp gitmiştim sanki. Üzerimden kaybolup giden o kadar ağırlık, daha bir ezdi beni, daha bir kaybetti.


Açıp telefonu aldatmamın sebeplerini sıralamak istedim. Sebebim de yoktu aslında. Ne söyleyebilirdim ki? "Affetmiştin ama, hani deneyecektik" diyebilirdim belki. Fakat olmazdı. "Denedik olmadı işte" diyecekti zaten. Ben onu çok iyi tanıyordum. Geçen bir yıl içinde öyle bir anlatmıştı ki kendini bana. Her fırsatta dinliyordum onu. Her dakikam onunla geçiyordu. Her saniyem..


Ayrılığın en kötü yanı nedir bilir misiniz? Pazarda elinizi bırakıp gözden kaybolan annenizin ardından sağa sola dolan gözlerle bakmanız. Her zaman o gözlerle puslu izlersiniz etrafı. Her zaman kalabalıklarda O'nu ararsınız. O'nu bir görseniz.. Ah bir görseniz. Kalabalıklar içinde mantosunun bir ucunu, eşarbının aynısını, kokusunun ufak bir bölümünü, ayakkabasının topuğunu.. Görmeseniz de benzetirsiniz. Koskoca pazar yerinde, onun gibi giyinen, onun gibi kokan, onun gibi salınan bir sürü insan vardır. Fakat hiç biri sizin değildir!


Ayrılığın en kötü yanına bir tanesi daha eklenir sonra. Sizin olmayan bi'şeye olan aşırı tutkunuz. Artık dokunamayacağınızı, sesini duyamayacağınızı bildiğiniz insana olan o inanılmaz bağımlılığınız. Zamanında bağlantıyı kuramadığınız ve kaybedince anladığınız o bağ. O uzağa gittikçe, O'nu hissedemedikçe daha bir acıtır canınızı sizde olan tarafı. Daha çok ulaşmak istersiniz, daha çok aramak. Ve sonra..


Ayrılığın en kötü yanına bir başkası daha eklenir, yalnızlık. Sokaklar üzerinize gelir. Eve atarsınız kendinizi o koskoca caddelerden geçerek. Kalabalıkların boğmasına fırsat vermediğiniz evinizde mutlu olduğunuzu sanırsınız ki, anlamazsınız koskoca bir yanılgı içinde olduğunuzu. Çünkü artık duvarlar üzerinize gelmeye başlar. Televizyon midenizi bulandırır.  Saatlerce zaman geçirdiğiniz bilgisayarınızı açmaya korkarsınız. Çünkü sosyal ağlardan silindiniz mi merakı vardır. Bir o kadar da büyük korkusu. 


Ayrılığın en kötü yanlarını birebir yaşadım. Yaşadıkça nefret ettim kendimden. Elime koluma bulaştırdığım en saçma şeylerden bir şeyi yaşamama tek sebep bendim.! Kızacak kimsem yoktu etrafımda. Kendi içimde saçmaladıkça saçmaladım. Ayrılığımızın yedinci günüydü ve kimseyle görüşmemiştim. Arayıp "Ayrıldık biz ya, iyiyim " mi diyecektim. Evet, aldatmıştım fakat yalan söylemicektim. En azından artık söylemicektim. Ve iyi değildim. İyi olana kadar da kimseyi aramayacaktım..


Ayrılığın 28. günündeyiz. Nefes almakta zorlanıyorum fakat nedenini çok da iyi biliyorum. Yemeklerin hepsinden nefret edip, su ile yaşıyorum. Yüzüme aynada bakmaya çalıştım fakat daha çok nefret etmekten korktum kendimden. Sanırım yapamayacağım. Ben O'nsuz nefes alamayacağım. 


Odama geçtim. Cep telefonumu günlerdir şarjda tutuyorum. Belki ararsa kapalı olmasın diye. Gecem gündüzüm yok da, hani ararsa diye her uyuklama sonrası başında bitiyorum telefonun. Annem aramış, babam aramış, kardeşim mesaj atmış, mehmet aramış, osmanın da mesajı var. Atmayın şu lanet olası telefona mesaj. Çünkü her mesaj ikonunda O'dur belki, "Özledim" demiştir diye heyecanla zıplıyorum yataktan.! Bırakın beni yalnız kalayım.


Ayrılığın 67. günündeyiz. Paralel evrende hayatıma devam ediyorum. Sesini duymayalı koskoca 2 ay 8 gün oldu. Kendimi koskoca bir hapishanede gibi hissediyorum. Dünyam parmaklıklarım, ulaşamadığım her dakikam ise gardiyanım olmuş durumda. 


Ayrılığın 83. günündeyiz. Bu sabah neden bilmiyorum ama içimde büyük bir umutla uyandım. Sanırım arayabilecek cesareti sonunda topladım. Cep telefonumu elime aldım. Sanki aradığımda yüzümü de görecekmiş gibi traş oldum, süslendim. Hatta parfüm bile sürdüm. Hala "Aşkım" olarak kayıtlı olan numarayı çevirdim. O telefon çalarken ki zaman, asırlar gibi geçti. Kalbimdeki sıkışma ve heyecan ise, uzaydan paraşütsüz düşen adamınkine eş değerdi. Titrek bir ses "Alo?" dedi. Boğazıma şu herkesin anlattığı ve benim ilk kez hissettiğim yumruk oturdu. Sesim çıkmadı. O ikinci kez yineledi "Alo?"


Yazar yoruldu. Merak ederseniz devam eder ama. Hiç affetmez, bilirsiniz.

No comments:

Post a Comment